Ejderha

bilgipedi.com.tr sitesinden
Gal ejderhası
Bir Çin ejderhası
Osmanlı Saltanat kayığında ejder tasviri, İstanbul Deniz Müzesi
Kaçar-Türk hükümdarı Feth Ali şah dönemine ait İran parası. Paranın sağ kısmında ejderha (evren) sembolüne yer verilmiştir.

Ejderha, ejder olarak da bilinir, yarasa kanatlı, dikenli kuyruklu, derisi pullu, ağzından ateş saçan dev kertenkele ya da yılan biçimindeki efsanevi canavar. Tarih öncesinin ejderhayı andıran dev sürüngenleri hakkında hiç bilgi yokken bile bu yaratıkların varlığına inanılırdı. Yunancadaki δράκων (drákōn) sözcüğü başlangıçta her türlü büyük yılan için kullanılırdı.

Efsanevi bir yaratık olan ejderha (Türkçesi Evreğen) çoğunlukla büyüsel veya ruhani güçlere, özelliklere sahip, kuvvetli ve büyük bir kertenkele veya başka bir sürüngen olarak tasvir edilmiş, tanımlanmıştır. Genellikle ağızlarından ateş çıkardıkları da söylenmektedir. Batı tasvirleri genellikle kanatlıyken, Doğu'daki tasvirlerde genellikle kanat bulunmaz. Ejderhalarınkine benzer özellikler içeren efsanevi yaratıklar neredeyse her kültürde mevcuttur. Hatta ejderha Çin ve diğer Uzak Doğu ülkelerinin simgesidir. Ve çoğu zaman iki yüzlü düşmanları belirtmek için 2 başlı ejderha deyimi kullanılır.

Avrupa'da uğursuzluk getirdiklerine inanılır; fakat uzak doğuda uğur ejderha ile bir tutulur. Çin'de on iki burçtan biri ejderhadır. Avrupa'da pek çok efsanede kötü karakterdir; fakat uzak doğuda ejderhaların sonsuz iyilik ve bilgelik getirdiklerine inanılır. Pek çok insan tarafından ejderhaların gerçekte yaşayıp yaşamadığı konusunda tartışmalar yapılmıştır, ve hala yapılmaktadır. Hatta ejderhalar hakkında belgeseller bile yapılmaktadır. Şüphesiz ki geçmişte bulunan(bazı istisnalar hariç)ve ejderha iskeleti sanılan iskeletler dinozor iskeletleridir. Efsanelere göre yumurtlarlar. Bazı mitlere göre yavrularına karşı şaşırtıcı derecede iyi anne olabilirler. Hazine biriktirirler ve onları korurlar. Dünyanın hemen her yerinde ejderha efsanelerine rastlamak mümkündür.

Friedrich Justin Bertuch'un 1806 tarihli kanatlı, ateş püskürten ejderha illüstrasyonu
Dokuz Ejderha Duvarı, Beihai Parkı, Pekin'de Qing dönemi oyma imparatorluk Çin ejderhaları
İsveç'in Ystad kentindeki gemilerin Viking uzun gemilerini andıran ejderha biçimli pruvaları

Etimoloji

Beowulf'ta Eski İngilizce dracan kelimesinin erken bir görünümü

Ejderha kelimesi İngilizceye 13. yüzyılın başlarında Eski Fransızca dragon kelimesinden girmiştir, bu da Latince: draconem (nominatif draco) "büyük yılan, ejderha" anlamına gelir, Antik Yunanca δράκων, drákōn (genitif δράκοντος, drákontos) "yılan, dev deniz balığı". Yunanca ve Latince terim, mitolojik olması gerekmeyen herhangi bir büyük yılana atıfta bulunur. Yunanca sözcük δράκων büyük olasılıkla "görüyorum" anlamındaki Yunanca δέρκομαι (dérkomai) fiilinin aorist hali olan ἔδρακον (édrakon) sözcüğünden türetilmiştir. Bunun "ölümcül bakışlı" ya da alışılmadık derecede parlak veya "keskin" gözlere sahip bir şeye atıfta bulunduğu ya da bir yılanın gözlerinin her zaman açık görünmesi nedeniyle olduğu düşünülmektedir; her bir göz aslında sürekli kapalı olan göz kapaklarındaki büyük şeffaf bir ölçekten görür. Yunanca sözcük Hintavrupa Anadilinde muhtemelen "görmek" anlamına gelen *derḱ- kökünden türetilmiştir; Sanskritçe दृश् (dr̥ś-) kökü de "görmek" anlamına gelmektedir.

Efsane kökenleri

Wawel Ejderhası'na ait olduğu iddia edilen birkaç kemik Wawel Katedrali'nin dışında asılı durmaktadır, ancak aslında bir Pleistosen memelisine aittir.

Drakonik yaratıklar dünya üzerindeki hemen hemen tüm kültürlerde görülür ve drakonik yaratıklara dair en eski raporlar dev yılanlara benzemektedir. Drakonik yaratıklar ilk olarak antik Yakın Doğu mitolojilerinde tanımlanmış ve antik Mezopotamya sanat ve edebiyatında yer almıştır. Dev yılanları öldüren fırtına tanrılarıyla ilgili hikâyeler neredeyse tüm Hint-Avrupa ve Yakın Doğu mitolojilerinde yer alır. Ünlü prototip drakonik yaratıklar arasında antik Mezopotamya'daki mušḫuššu; Mısır mitolojisindeki Apep; Rigveda'daki Vṛtra; İbranice İncil'deki Leviathan; Fransa'daki Poitou bölgesindeki Grand'Goule sayılabilir; Arnavut Mitolojisinde Python, Ladon, Wyvern, Kulshedra ve Yunan mitolojisinde Lernaean Hydra; İskandinav mitolojisinde Jörmungandr, Níðhöggr ve Fafnir; ve Beowulf'taki ejderha.

Bununla birlikte, akademisyenler ejderha fikrinin nereden kaynaklandığı konusunda anlaşmazlığa düşmüş ve çok çeşitli hipotezler öne sürülmüştür.

David E. Jones (antropolog), An Instinct for Dragons (2000) adlı kitabında, maymunlar gibi insanların da yılanlara, büyük kedilere ve yırtıcı kuşlara karşı içgüdüsel tepkiler verdiğine dair bir hipotez öne sürmektedir. Jones, her yüz kişiden yaklaşık 39'unun yılanlardan korktuğunu ortaya koyan bir araştırmaya atıfta bulunmakta ve yılan korkusunun, yılanların nadir görüldüğü bölgelerde bile özellikle çocuklarda belirgin olduğunu belirtmektedir. Tespit edilen en eski ejderhaların hepsi yılana benziyor ya da yılan benzeri özelliklere sahip. Bu nedenle Jones, ejderhaların neredeyse tüm kültürlerde görülmesinin nedeninin, insanların yılanlara ve insanların primat atalarının başlıca yırtıcıları olan diğer hayvanlara karşı doğuştan gelen bir korkuya sahip olmaları olduğu sonucuna varmıştır. Ejderhaların genellikle "nemli mağaralarda, derin havuzlarda, vahşi dağ geçitlerinde, deniz diplerinde, perili ormanlarda", yani ilk insan ataları için tehlike dolu yerlerde yaşadıkları söylenir.

The First Fossil Hunters (İlk Fosil Avcıları) adlı kitabında: Dinosaurs, Mammoths, and Myth in Greek and Roman Times (2000) adlı kitabında Adrienne Mayor, bazı ejderha hikâyelerinin dinozorlara ve diğer tarih öncesi hayvanlara ait fosillerin eski keşiflerinden esinlenmiş olabileceğini savunmaktadır. Kuzey Hindistan'daki ejderha efsanesinin "Himalayalar'ın altındaki Siwalik Tepeleri'ndeki fosil yataklarında bulunan büyük boyutlu, olağanüstü kemiklerin gözlemlenmesinden" esinlenmiş olabileceğini ve Truva Canavarı'nın antik Yunan sanatsal tasvirlerinin, fosilleri Akdeniz bölgesinde yaygın olan soyu tükenmiş bir zürafa türü olan Samotherium'un fosillerinden etkilenmiş olabileceğini ileri sürmektedir. Tarih öncesi büyük hayvan fosillerinin yaygın olduğu bir bölge olan Çin'de bu kalıntılar sıklıkla "ejderha kemikleri" olarak tanımlanmakta ve geleneksel Çin tıbbında yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak Mayor, tüm ejderha ve dev hikayelerinin fosillerden esinlenmediğine dikkat çekmekte ve İskandinavya'nın ejderha ve deniz canavarlarıyla ilgili pek çok hikayeye sahip olduğunu, ancak uzun zamandır "büyük fosillerden yoksun olarak kabul edildiğini" belirtmektedir. Daha sonraki kitaplarından birinde, "Dünyadaki birçok ejderha imgesinin Komodo ejderhaları, Gila canavarları, iguanalar, timsahlar ya da Kaliforniya'da timsah kertenkeleleri gibi yaşayan sürüngenlerle ilgili halk bilgisine ya da abartılara dayandığını, ancak bu bölgede bu tür hayvanlar (tarihi ya da başka türlü) hiç bulunmadığı için İskandinav efsanelerini açıklamakta yetersiz kaldığını" belirtmektedir.

Robert Blust The Origin Of Dragons (2000) adlı kitabında, geleneksel kültürlerin diğer pek çok yaratımı gibi ejderhaların da büyük ölçüde gerçek olaylar dünyasına dair bilim öncesi rasyonel spekülasyonların bir araya gelmesinin ürünü olarak açıklanabileceğini savunmaktadır. Bu durumda olay, gökkuşağı fenomenine özellikle dikkat edilerek, yağış ve kuraklığı yöneten doğal mekanizmadır.

Mısır Folkloru

Mısır

Eski bir Mısır papirüs elyazmasından Tanrı Set'i Ra'nın güneş gemisine saldıran Apep yılanını mızraklarken gösteren illüstrasyon

Apep; Diğer İsimler / Yazılışlar: Apophis Mısır mitolojisinde Apep, Mısır'ın Yeraltı Dünyası olan Duat'ta yaşayan dev bir yılansı yaratıktır. MÖ 310 civarında yazılmış olan Bremner-Rhind papirüsü, güneşin batışına Ra'nın Apep'le savaşmak için Duat'a inmesinin neden olduğuna dair çok daha eski bir Mısır geleneğini anlatmaktadır. Bazı anlatımlarda Apep sekiz adam boyu uzunluğundadır ve başı çakmaktaşından yapılmıştır. Fırtına ve depremlerin Apep'in kükremesinden, güneş tutulmalarının ise Apep'in gündüz vakti Ra'ya saldırmasından kaynaklandığı düşünülür. Bazı efsanelerde Apep, tanrı Set tarafından öldürülür. Nehebkau, Duat'ı koruyan ve Apep'e karşı savaşında Ra'ya yardım eden bir başka dev yılandır. Nehebkau bazı hikâyelerde o kadar büyüktür ki tüm dünyanın onun sarmallarının üzerinde durduğuna inanılır. Denwen, Piramit Metinlerinde bahsedilen, vücudu ateşten yapılmış ve Mısır panteonunun tüm tanrılarını neredeyse yok eden bir yangını ateşleyen dev bir yılandır. Nihayetinde Firavun tarafından yenilgiye uğratılmış ve bu zafer Firavun'un ilahi hükmetme hakkını teyit etmiştir.

Ouroboros, kendi kuyruğunu yutan bir yılanın iyi bilinen bir Mısır sembolüydü. Ouroboros'un öncüsü, günümüze ulaşan en eski Ahiret Kitabı olan Amduat'a göre, güneş tanrısı Ra'nın cesedinin etrafında koruyucu bir şekilde dolandığı söylenen beş başlı bir yılan olan "Çok Yüzlü" idi. "Gerçek" bir ouroborosun günümüze ulaşan en eski tasviri Tutankamon'un mezarındaki yaldızlı mabetlerden gelmektedir. MS ilk yüzyıllarda ouroboros Gnostik Hıristiyanlar tarafından bir sembol olarak benimsenmiş ve erken dönem bir Gnostik metin olan Pistis Sophia'nın 136. bölümünde "kuyruğu ağzında olan büyük bir ejderha" tasvir edilmiştir. Ortaçağ simyasında ouroboros kanatları, bacakları ve kuyruğu olan tipik bir batı ejderhası haline gelmiştir. On birinci yüzyıla ait Codex Marcianus'ta yer alan kuyruğunu kemiren ejderhanın ünlü bir görüntüsü simya üzerine çok sayıda eserde kopyalanmıştır.

Asya Folkloru

Rüstem'in bir ejderhayı öldürdüğü 15. yüzyıl İran minyatürü

Doğu

Çin

Shanhaijing'in on yedinci yüzyıl baskısından ejderha Zhulong'un illüstrasyonu
Vazo üzerinde ejderha sanatı, Yuan Hanedanlığı

"Ejderha" kelimesi, Çin mitolojisinde iyi talihle ilişkilendirilen efsanevi yaratık loong'a (geleneksel 龍, basitleştirilmiş 龙, Japonca basitleştirilmiş 竜, Pinyin lóng) uygulanmıştır ve Birçok Doğu Asya tanrısı ve yarı tanrısının kişisel binekleri veya yoldaşları olarak ejderhaları vardır. Ejderhalar aynı zamanda Çin İmparatoru ile de özdeşleştirilmiştir; daha sonraki Çin imparatorluk tarihi boyunca, evinde, kıyafetlerinde veya kişisel eşyalarında ejderha bulundurmasına izin verilen tek kişiydi.

Arkeolog Zhōu Chong-Fa, Çince ejderha kelimesinin Kantonca'daki gök gürültüsü veya lùhng sesinin bir onomatopoeia'sı olduğuna inanmaktadır.

Çin ejderhası (basitleştirilmiş Çince: ; geleneksel Çince: ; pinyin: lóng) Çin hayvan hiyerarşisindeki en yüksek rütbeli yaratıktır. Kökenleri belirsizdir, ancak "ataları Neolitik çanak çömleklerin yanı sıra Bronz Çağı ritüel kaplarında da bulunabilir." Bir dizi popüler hikaye ejderhaların yetiştirilmesiyle ilgilidir. Muhtemelen Savaşan Devletler döneminde yazılmış olan Zuo zhuan, Yangshu'an'ın soyundan gelen Dongfu adlı bir adamın ejderhaları sevdiğini ve bir ejderhanın iradesini anlayabildiği için onları evcilleştirip iyi bir şekilde yetiştirebildiğini anlatır. Kendisine "ejderha yetiştiren" anlamına gelen Huanlong soyadını veren İmparator Shun'a hizmet etmiştir. Başka bir hikayede, Xia hanedanının on dördüncü imparatoru Kong Jia'ya cennet tanrısına itaatinin ödülü olarak bir erkek ve bir dişi ejderha verildi, ancak onları eğitemedi, bu yüzden Huanlong'dan ejderhaları nasıl eğiteceğini öğrenmiş olan Liulei adında bir ejderha eğitmeni tuttu. Bir gün dişi ejderha beklenmedik bir şekilde ölünce Liulei onu gizlice parçalamış, etini pişirmiş ve krala sunmuş, kral o kadar beğenmiş ki Liulei'den aynı yemeği tekrar sunmasını istemiş. Liulei'nin daha fazla ejderha eti temin etme imkânı olmadığından saraydan kaçtı.

Çin ejderhasının imajı Shang ve Zhou hanedanlıklarında kabaca yerleşmişti, ancak uzun süre büyük bir değişiklik olmadı. Han Hanedanlığı'nda (M.Ö. 202-M.S. 220), feodal imparatorluk gücünün bir sembolü olarak Yinglong, Kraliyet Ejderhası kaplarında sıkça görülmüştür, bu da Han Hanedanlığı'nda kraliyet ailesi tarafından kullanılan ejderha imgesi tasarımlarının çoğunun Yinglong desenleri olduğu anlamına gelmektedir. Yinglong, eski Çin efsanesinde kanatlı bir ejderhadır. Günümüzde, Yinglong'un kanatlı imgesine dair literatür kayıtları Üç Krallık döneminde "Guangya" (广雅), "geniş zarif" ile test edilebilir, ancak Yinglong'un kanatlı tasarımı Shang ve Zhou Hanedanlıklarından Han Hanedanlığı'nın taş oymalarına, ipek resimlerine ve lake eşyalarına kadar bronz eşyalarda bulunmuştur. Yinglong'un literatür kayıtları, "Classic of Mountains and Seas", "Chuci" gibi Qin öncesi döneme ait belgelere kadar takip edilebilir. "Dağlar ve Denizler Klasiği "ndeki kayıtlara göre, 2200 yıl önceki Çin mitolojisinde, Ying long daha sonraki Çin ejderhalarının temel özelliklerine sahipti - gökyüzünü kontrol etme gücü ve asil efsanevi statü.

Ancak, Tang ve Song Hanedanlıklarından(M.S. 618-1279) bu yana, Çin'in imparatorluk gücünü simgeleyen gerçek ejderha imgesi artık kanatlı Yinglong değil, modern zamanlardaki yaygın kanatsız Sarı Ejderha olmuştur. Yinglong ve Huanglong'un (Sarı Ejderha) evrimi için Akademisyen Chen Zheng, "Yinglong - gerçek ejderha imgesinin kökeni" adlı eserinde, Zhou Hanedanlığı'nın ortalarından itibaren Yinglong'un kanatlarının sanatsal yaratımda yavaş yavaş ejderhanın omzundaki alev deseni ve bulut deseni şekline dönüştüğünü ve kanatsız uzun yılan şeklini aldığını öne sürmüştür. Huanglong imgesi kanatlı Yinglong ile birlikte kullanılmıştır. O zamandan beri, bir dizi savaşla birlikte Çin uygarlığı ağır kayıplar verdi, bu da kanatlı Yinglong imgesinin unutulmasıyla sonuçlandı ve kanatsız Sarı Ejderha imgesi orijinal Yinglong'un yerini alarak Çin'in imparatorluk gücünü simgeleyen gerçek ejderha haline geldi. Bu temelde, akademisyen Xiao Congrong(肖聪榕) Çinli atalar tarafından Ying Long'un kanatlarının basitleştirilmiş sanatsal yaratımının sürekli bir süreç olduğunu, yani ejderhanın kanatlarının basitleştirilmesinin geri döndürülemez bir eğilim olduğunu ileri sürmüştür. Xiao Congrong, Çin uygarlığının felakete uğrayıp uğramadığına bakılmaksızın "Ying Long "un yerini alan "Sarı Ejderha" olgusundan kaçınılamayacağına inanıyor.

En ünlü ejderha hikayelerinden biri, hiç ejderha görmemiş olmasına rağmen ejderhaları saplantılı bir şekilde seven Lord Ye Gao hakkındadır. Tüm evini ejderha motifleriyle süslemiş ve bu hayranlık gösterisini gören gerçek bir ejderha gelip Ye Gao'yu ziyaret etmiş, ancak lord yaratığı görünce o kadar korkmuş ki kaçmış. Çin efsanesinde, kültür kahramanı Fu Hsi'nin Lo Nehri'ni geçerken yüzünde yedi, sırtında altı, sol kanadında sekiz ve sağ kanadında dokuz nokta bulunan bir Çin at-ejderhası olan lung ma'yı gördüğü söylenir. Bu görüntüden o kadar etkilenmiş ki, eve vardığında noktalar da dahil olmak üzere bir resmini çizmiş. Daha sonra bu noktaları harf olarak kullandı ve I Ching kitabını yazmak için kullandığı Çin yazısını icat etti. Bir başka Çin efsanesinde, hekim Ma Shih Huang'ın hasta bir ejderhayı iyileştirdiği söylenir. Bir başka efsaneye göre bir adam şifacı Lo Chên-jen'e gelerek kendisinin bir ejderha olduğunu ve iyileştirilmesi gerektiğini söylemiştir. Lo Chên-jen adamı iyileştirdikten sonra, bir ejderha ona görünmüş ve onu cennete taşımıştır.

Büyük olasılıkla Han Hanedanlığı döneminde derlenmiş klasik bir mitografi olan Shanhaijing'de çeşitli tanrılar ve yarı tanrılar ejderhalarla ilişkilendirilmiştir. En ünlü Çin ejderhalarından biri, Sarı İmparator Huangdi'nin zalim Chiyou'yu yenmesine yardım eden Ying Long'dur ("cevap veren ejderha"). Ejderha Zhulong ("meşale ejderha") "evreni bedeniyle oluşturan" bir tanrıdır. Shanhaijing'de, aralarında Huangdi, Shennong, İmparator Yao ve İmparator Shun'un da bulunduğu pek çok efsanevi kahramanın annelerinin ilahi ejderhalarla çiftleşmesinden sonra gebe kaldıkları söylenir. Tanrı Zhurong ve İmparator Qi, Huangdi, Zhuanxu, Yuqiang ve Roshou gibi diğer çeşitli metinlerde iki ejderha tarafından taşınıyor olarak tanımlanmaktadır. Huainanzi'ye göre, kötü bir siyah ejderha bir zamanlar yıkıcı bir tufana neden olmuş ve bu tufan ana tanrıça Nüwa tarafından ejderhanın öldürülmesiyle sona erdirilmiştir.

MS birinci ya da ikinci yüzyıla tarihlenen, lung ma ya da "ejderha atı "nı gösteren bir Çin kemer plaketinin dökümü

Çin genelinde ejderhalarla ilgili çok sayıda etnik efsane anlatılmaktadır. Fan Ye tarafından M.Ö. beşinci yüzyılda derlenen Houhanshu, Ailaoyi halkına ait bir hikayeyi aktarır; bu hikayeye göre Lao Dağı civarında yaşayan Shayi adlı bir kadın, balık tutarken suda yüzen bir ağaç gövdesine dokunduktan sonra on erkek çocuğa hamile kalmıştır. Kadın oğullarını doğurmuş ve ağaç gövdesi oğullarını görmek isteyen bir ejderhaya dönüşmüş. Kadın onları ejderhaya göstermiş, ancak ejderhanın sırtını yaladığı ve "arkada oturan" anlamına gelen Jiu Long adını verdiği en küçükleri hariç hepsi kaçmış. Oğulları daha sonra onu kral seçmiş ve on oğlun soyundan gelenler, atalarının onuruna sırtlarına ejderha dövmesi yaptıran Ailaoyi halkı olmuştur. Güneybatı Çin'deki Miao halkının, ilahi bir ejderhanın mağarasında oynamaya gelen maymunlara üfleyerek ilk insanları yarattığına dair bir hikayesi vardır. Han halkının, Shandong'da fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen siyah bir ejderha olan Kısa Kuyruklu Yaşlı Li hakkında pek çok hikayesi vardır. Annesi onu ilk kez gördüğünde bayılmış ve babası tarladan eve gelip onu gördüğünde ona bir kürekle vurarak kuyruğunun bir kısmını kesmiş. Li tavandan fırladı ve Çin'in kuzeydoğusundaki Siyah Ejder Nehri'ne uçtu ve orada nehrin tanrısı oldu. Çin ay takvimine göre annesinin ölüm yıldönümünde Yaşlı Li eve döner ve yağmur yağmasına neden olur. Kendisine hala yağmur tanrısı olarak tapılmaktadır.

Dünyanın merkezi Ejderha Kralı ile ilişkili olarak Dört Denizin Dört Ejderha Kralını temsil eden diyagram

Çin'de ejderhanın yağmur üzerinde gücü olduğu düşünülür. Ejderhalar ve yağmurla olan ilişkileri Çin'deki ejderha dansı ve ejderha kayığı yarışı geleneklerinin kaynağıdır. Ejderhalar yağmurla yakından ilişkilidir ve kuraklığın bir ejderhanın tembelliğinden kaynaklandığı düşünülür. Çin metinlerinde yağmur yağdırması için ejderhaları çağıran dualar yaygındır. Han hanedanı bilgini Dong Zhongshu'ya atfedilen İlkbahar ve Sonbahar Yıllıkları'nın Bereketli Çiy'i, kuraklık zamanında ejderhaların kilden heykelciklerinin yapılmasını ve ejderhaları yağmur yağdırmaya teşvik etmek için genç erkek ve oğlanların heykelciklerin arasında tempo tutup dans etmelerini öngörür. Qing hanedanlığından kalma metinler, ejderhanın yaşadığı havuza bir kaplan kemiği ya da kirli nesneler atılmasını tavsiye etmektedir; ejderhalar kaplanlara ya da pisliğe dayanamadığından, havuzun ejderhası nesneyi dışarı atmak için şiddetli yağmura neden olacaktır. Ejderhaları çağıran yağmur yağdırma ritüelleri birçok Çin köyünde hala çok yaygındır; her köyün yağmur getirdiği söylenen kendi tanrısı vardır ve bu tanrıların çoğu ejderhadır. Çin ejderha krallarının Hindu naga efsanesinin ilham kaynağı olduğu düşünülmektedir. Bu hikayelere göre, her su kütlesi her biri farklı güç, rütbe ve yeteneğe sahip bir ejderha kralı tarafından yönetilir, bu nedenle insanlar kırsal kesimde bu figürlere adanmış tapınaklar kurmaya başlamıştır.

Helsinki'de 2000 yılında gerçekleştirilen bir Çin ejderha dansından bir ejderha başı.

Birçok geleneksel Çin geleneği ejderhalar etrafında dönmektedir. Bahar Festivali ve Fener Festivali de dahil olmak üzere çeşitli bayramlarda köylüler çimen, kumaş, bambu şeritleri ve kağıttan yaklaşık on altı fit uzunluğunda bir ejderha inşa eder ve ejderha dansının bir parçası olarak şehirde geçit töreni yaparlar. Bu ritüelin asıl amacı iyi hava ve güçlü bir hasat getirmekti, ancak şimdi çoğunlukla sadece eğlence için yapılıyor. Duanwu festivali sırasında, birkaç köy, hatta bütün bir vilayet, insanların ejderha görünümünde oyulmuş teknelerle bir su kütlesi boyunca yarıştığı ve büyük bir izleyici kitlesinin kıyıda izlediği bir ejderha tekne yarışı düzenleyecektir. Bu geleneğin geleneksel olarak şair Qu Yuan'ın Miluo Nehri'nde boğularak intihar etmesi ve insanların onu kurtarmak umuduyla teknelerle yarışması üzerine ortaya çıktığı söylenir, ancak çoğu tarihçi bu geleneğin aslında çok daha önce kötü talihi önlemek için bir ritüel olarak ortaya çıktığı konusunda hemfikirdir. Han Hanedanlığı döneminden başlayarak Qing Hanedanlığı dönemine kadar Çin imparatoru giderek ejderhalarla özdeşleşmiş ve imparatorların kendileri de ilahi bir ejderhanın vücut bulmuş hali olduklarını iddia etmişlerdir. Sonunda, ejderhaların yalnızca imparatora ait giysilerde, evlerde ve günlük kullanım eşyalarında görünmesine izin verildi ve ejderha görüntüsü taşıyan günlük eşyalara sahip olan herhangi bir halkın idam edilmesi emredildi. Son Çin imparatorunun 1911'de devrilmesinden sonra bu durum değişti ve artık birçok sıradan Çinli kendini ejderhaların torunları olarak tanımlıyor.

Kore, Vietnam, Japonya gibi çok sayıda Asya ülkesindeki ejderha izlenimi Çin kültüründen etkilenmiştir. Çin geleneği ejderha totemini her zaman ulusal amblem olarak kullanmıştır ve Qing Hanedanlığı'nın "Sarı Ejderha bayrağı" birçok Avrupa ülkesinde Çin'in bir ejderha olduğu izlenimini etkilemiştir.

Kore

Goguryeo mezarlarındaki Mavi Ejderha duvar tasviri.

Kore ejderhası birçok yönden Çin ve Japon ejderhaları gibi diğer Doğu Asya ejderhalarına benzer. Çin ejderhasından farkı daha uzun bir sakal geliştirmiş olmasıdır. Çok nadiren bir ejderha, efsanevi Cintamani'nin Korece adı olan Yeouiju (여의주) olarak bilinen bir küreyi pençelerinde veya ağzında taşırken tasvir edilebilir. Yeouiju'yu kullanabilen kişinin her şeye gücü yetme ve istediği zaman yaratma yetenekleriyle kutsandığı ve daha küçük, üç parmaklı ejderhaların aksine sadece dört parmaklı ejderhaların (küreleri tutmak için başparmakları olan) bu küreleri kullanabilecek kadar hem bilge hem de güçlü olduğu söylenirdi. Çin'de olduğu gibi Kore'de de dokuz sayısı önemli ve uğurludur ve ejderhaların sırtlarında yang özünü temsil eden 81 (9×9) pul olduğu söylenir. Kore mitolojisindeki ejderhalar öncelikle su ve tarımla ilgili yardımsever varlıklardır ve genellikle yağmur ve bulutların getiricileri olarak kabul edilirler. Bu nedenle, birçok Kore ejderhasının nehirlerde, göllerde, okyanuslarda ve hatta derin dağ göletlerinde yaşadığı söylenir. İnsanların denizaltı alemlerine ve özellikle de Ejderha Kral'ın (용왕) denizaltı sarayına yaptıkları yolculuklar Kore folklorunda yaygındır.

Kore mitlerinde, krallık kuran bazı krallar ejderhaların torunları olarak tanımlanmıştır çünkü ejderha hükümdarın sembolüdür. Silla'nın ilk kraliçesi olan Lady Aryeong'un bir cockatrice'den doğduğu söylenirken, Goryeo'nun kurucusu Goryeo'lu Taejo'nun büyükannesinin Batı Denizi'nin ejderha kralının kızı olduğu bildirilmiştir. Silla Kralı Munmu da ölüm döşeğindeyken krallığını korumak için Doğu Denizi'nin ejderhası olmayı dilemiştir. Ejderha desenleri sadece kraliyet ailesi tarafından kullanılırdı. Kraliyet cübbesi ejderha cübbesi (용포) olarak da adlandırılırdı. Joseon Hanedanlığı'nda, işlemeli ejderhalar içeren kraliyet nişanları cübbenin omuzlarına, göğsüne ve sırtına iliştirilirdi. Kral beş kollu ejderha nişanı takarken Veliaht Prens dört kollu ejderha nişanı takardı.

Kore halk mitolojisinde ejderhaların çoğunun aslen Imugis (이무기) ya da devasa yılanlara benzediği söylenen küçük ejderhalar olduğu belirtilmektedir. Kore folklorunda hem imugilerin ne olduğunu hem de nasıl tam teşekküllü ejderha olmayı arzuladıklarını anlatan birkaç farklı versiyon vardır. Koreliler, bir Imugi'nin cennetten düşen bir Yeouiju'yu yakalaması halinde gerçek bir ejderha, yong ya da mireu olabileceğini düşünmektedir. Bir başka açıklamaya göre de, ejderhalara benzeyen boynuzsuz yaratıklar lanetlenmiş ve bu yüzden ejderha olamamışlardır. Başka bir açıklamaya göre ise bir Imugi, tam bir ejderha olabilmek için bin yıl hayatta kalması gereken bir proto-ejderhadır. Her iki durumda da suda veya mağaralarda yaşayan büyük, yardımsever, piton benzeri yaratıklar oldukları söylenir ve görülmeleri iyi şansla ilişkilendirilir.

Japonya

Hokusai'nin (yaklaşık 1730 - 1849) bir Japon ejderhası tablosu

Japon ejderha efsaneleri, Çin'den ithal edilen ejderha hikayeleriyle yerel efsaneleri bir araya getirmektedir. Diğer Asya ejderhaları gibi, Japon ejderhalarının çoğu da yağmur ve su kütleleriyle ilişkili su tanrılarıdır ve tipik olarak pençeli ayakları olan büyük, kanatsız, yılansı yaratıklar olarak tasvir edilirler. Gould (1896:248), Japon ejderhasının "her zaman üç pençeye sahip olarak tasvir edildiğini" yazmaktadır. Samuray Minamoto no Mitsunaka hakkında anlatılan bir hikayeye göre, kendi bölgesi Settsu'da avlanırken bir ağacın altında uyuyakalmış ve rüyasında güzel bir kadın ona görünerek topraklarını kirleten dev bir yılandan kurtarması için yalvarmıştır. Mitsunaka yardım etmeyi kabul etti ve bakire ona muhteşem bir at verdi. Uyandığında at önünde duruyordu. Atı Sumiyoshi tapınağına sürmüş ve orada sekiz gün boyunca dua etmiş. Sonra yılanla yüzleşti ve onu bir okla öldürdü.

Ejderhaların metalle yatıştırılabileceğine veya kovulabileceğine inanılıyordu. Nitta Yoshisada'nın deniz tanrısı ejderhayı yatıştırmak için Sagami'de ünlü bir kılıcı denize fırlattığı ve Ki no Tsurayuki'nin de aynı amaçla Sumiyoshi'de denize metal bir ayna attığı söylenir. Japon Budizmi de ejderhaları Budist yasalarına tabi tutarak uyarlamıştır; Japon Budist tanrıları Benten ve Kwannon genellikle bir ejderhanın sırtında otururken veya ayakta dururken gösterilir. Bazı Japon senninleri ("ölümsüzler") ejderhaları binek olarak kullanmışlardır. Bômô'nun asasını bir su birikintisine fırlatarak bir ejderhanın ortaya çıkmasını sağladığı ve onu cennete götürmesine izin verdiği söylenir. Rakan Handaka'nın bir kâseden bir ejderha çıkarabildiği söylenir ve sık sık kagamibuta üzerinde onunla oynarken gösterilir. Shachihoko ejderha başlı, gür kuyruklu, balık gibi pulları olan ve bazen koltuk altlarından ateş çıkan bir yaratıktır. Shifun bir ejderha kafasına, tüylü kanatlara ve bir kuşun kuyruğu ile pençelerine sahiptir. Yamashiro Eyaletindeki bir havuzda beyaz bir ejderhanın yaşadığına ve her elli yılda bir Ogonchô adı verilen ve "vahşi bir köpeğin ulumasına" benzer bir sesi olan bir kuşa dönüştüğüne inanılırdı. Bu olayın korkunç bir kıtlığın habercisi olduğuna inanılırdı. Edo yakınlarındaki Okumura köyünde kuraklık zamanlarında köylüler saman, manolya yaprakları ve bambudan bir ejderha heykeli yapar ve yağmuru çekmek için köyün içinde dolaştırırlardı.

Güneydoğu

Vietnam

Vietnamese Dragon typical type.
Nguyen Hanedanlığı ejderhası, Huế İmparatorluk Şehri

Vietnam ejderhası (Vietnamca: rồng 龍) genellikle tanrısal bir sembol olarak kullanılan ve kraliyetle ilişkilendirilen efsanevi bir yaratıktı. Diğer kültürlerde olduğu gibi, Vietnam kültüründe de ejderhalar yaratılış ve yaşamla ilişkili yang ve tanrısal varlığı temsil eder.

Batı

Antik Çağ

Mezopotamya
Mušḫuššu, eski Mezopotamya mitolojisinde yılan gövdesi ve boynu, aslan ön ayakları ve kuş arka ayakları olan yılansı, drakonik bir canavardır. Burada Babil kentindeki İştar Kapısı'nda göründüğü şekliyle gösterilmiştir.

Yakın Doğu'daki eski insanlar, modern insanların "ejderha" olarak adlandırdıklarına benzer yaratıklara inanıyorlardı. Bu eski insanlar uzak geçmişte dinozorların ya da benzer yaratıkların varlığından habersizdi. Eski Mezopotamya edebiyatında hem iyi niyetli hem de kötü niyetli ejderhalara atıfta bulunulmaktadır. Sümer şiirinde büyük krallar genellikle devasa, yılansı bir canavar olan ušumgal ile karşılaştırılır. Akad Dönemi'nden (MÖ 2334 - 2154) Yeni Babil Dönemi'ne (MÖ 626 - 539) kadar Mezopotamya sanat eserlerinde aslanın ön ayaklarına ve bir kuşun arka ayaklarına, kuyruğuna ve kanatlarına sahip ejderhamsı bir yaratık görülür. Ejderha genellikle ağzı açık olarak gösterilmiştir. "Kükreyen hava canavarı" anlamına gelen (ūmu) nā'iru olarak biliniyor olabilir ve tanrı İşkur (Hadad) ile ilişkilendirilmiş olabilir. İki boynuzlu ve akrep kuyruklu biraz farklı bir aslan-ejderha Yeni Asur Dönemi (MÖ 911-MÖ 609) sanatında görülür. Muhtemelen Sanherib tarafından yaptırılan bir kabartmada tanrılar Aşur, Sin ve Adad sırtında dururken gösterilmiştir.

Boynuzları, gövdesi ve boynu yılan, ön ayakları aslan, arka ayakları kuş olan bir başka drakonik yaratık da Akad Dönemi'nden Helenistik Dönem'e (MÖ 323-MÖ 31) kadar Mezopotamya sanatında karşımıza çıkar. Akad dilinde "öfkeli yılan" anlamına gelen mušḫuššu olarak bilinen bu yaratık, belirli tanrılar için bir sembol ve aynı zamanda genel bir koruyucu amblem olarak kullanılmıştır. Başlangıçta Yeraltı Tanrısı Ninazu'nun görevlisi gibi görünse de, daha sonra Hurrilerin fırtına tanrısı Tişpak'ın ve Ninazu'nun oğlu Ningişzida'nın, Babil'in ulusal tanrısı Marduk'un, kâtip tanrısı Nabu'nun ve Asur'un ulusal tanrısı Aşur'un görevlisi olmuştur.

Babil yaratılış destanı Enûma Eliš'te Marduk tarafından öldürülen ilkel kaosu temsil eden Babil tanrıçası Tiamat'ın ortaya çıkışı konusunda akademisyenler hemfikir değildir. Geleneksel olarak âlimler tarafından dev bir yılan formuna sahip olduğu kabul edilir, ancak bazı âlimler bu şeklin "Tiamat'a kesin olarak atfedilemeyeceğini" ve en azından bazen antropomorfik olarak kabul edildiğini belirtmişlerdir. Bununla birlikte, bazı metinlerde boynuzları, kuyruğu ve hiçbir silahın delip geçemeyeceği bir postu ile tasvir edildiği görülmektedir ki tüm bu özellikler onun bir tür ejderha dişi olarak tasavvur edildiğini düşündürmektedir.

Levant
Leviathan'ın Yıkılışı (1865) Gustave Doré

Ugaritik Baal Döngüsü'nde deniz ejderi Lōtanu "kıvrılan yılan / yedi başlı güçlü olan" olarak tanımlanır. KTU 1.5 I 2-3'te Lōtanu fırtına tanrısı Baal tarafından öldürülür, ancak KTU 1.3 III 41-42'de bunun yerine bakire savaşçı tanrıça Anat tarafından öldürülür. Mezmurlar Kitabı, Mezmur 74, Mezmur 74:13-14'te deniz ejderi Leviathan, dünyanın yaratılışının bir parçası olarak İsrail ve Yahuda krallıklarının Tanrısı RAB tarafından öldürülür. Yeşaya 27:1'de, RAB'bin Leviathan'ı yok etmesi, RAB'bin evrensel düzeni elden geçirmesinin bir parçası olarak önceden bildirilir:

Orijinal İbranice metin İngilizce çeviri

א בַּיּוֹם הַהוּא יִפְקֹד יְהוָה בְּחַרְבּוֹ הַקָּשָׁה וְהַגְּדוֹלָה וְהַחֲזָקָה, עַל לִוְיָתָן נָחָשׁ
בָּרִחַ, וְעַל לִוְיָתָן, נָחָשׁ עֲקַלָּתוֹן; וְהָרַג אֶת-הַתַּנִּין, אֲשֶׁר בַּיָּם. {ס}

O gün RAB cezalandıracak
keskin, büyük ve güçlü kılıcıyla,
Kaçan yılan Leviathan, kıvrılan yılan Leviathan;
Denizdeki ejderhayı öldürecek.

Eyüp 41:1-34 ayetleri Leviathan'ın ayrıntılı bir tanımını içerir; Leviathan o kadar güçlü olarak tanımlanır ki, sadece RAB onun üstesinden gelebilir. Eyüp 41:19-21 ayetlerinde Leviathan'ın ateş ve duman çıkardığı belirtilerek, efsanevi bir ejderha olduğu açıkça ortaya konur. Eski Ahit'in bazı bölümlerinde Leviathan, RAB'be karşı duran ulusların sembolü olarak tarihselleştirilmiştir. "Leviathan" ile eşanlamlı olan Rahab, Kutsal Kitap'ın çeşitli bölümlerinde Mısır'a atıfta bulunmak için kullanılır. Yeşaya 30:7 şöyle der: "Mısır'ın yardımı değersiz ve boş olduğu için, ona 'susturulmuş Rahav' adını verdim." Benzer şekilde, Mezmur 87:3 şöyle der: "Rahav'la Babil'i beni tanıyanlar sayıyorum..." Hezekiel 29:3-5 ve Hezekiel 32:2-8'de Mısır firavunu bir "ejderha" (tannîn) olarak tanımlanır. Daniel Kitabı'ndaki Bel ve Ejderha öyküsünde, peygamber Daniel Babilliler tarafından tapınılan bir ejderha görür. Daniel "zift, yağ ve kıldan pastalar" yapar; ejderha bunları yer ve patlar.

İran/Pers

Azhi Dahaka (Avestan Büyük Yılanı), Angra Mainyu'nun astlarından biri olduğu Zerdüşt Pers metinlerinde ve mitolojisinde yer alan bir ejderha veya şeytani figürdür. Alternatif isimleri arasında Azi Dahak, Dahaka, Dahak bulunur. Aži (yalın hali ažiš) Avestaca'da "yılan" ya da "ejderha" anlamına gelen bir sözcüktür. Avestaca Aži Dahāka terimi ve Orta Farsça azdahāg, Orta Farsça Maniheist açgözlülük iblisi "Az", Eski Ermenice mitolojik figür Aždahak'ın kaynağıdır, Modern Farsça 'aždehâ/aždahâ', Tacik Farsçası 'azhdahâ', Urduca 'azhdahā' (اژدها) ve Kürtçe ejdîha (ئەژدیها). Bu isim Doğu Avrupa'ya da göç etmiş, Balkan ve Slav dillerinde "azhdaja" biçimini ve "ejderha", "ejderha dişi" veya "su yılanı" anlamını almıştır.

Aži Dahāka'nın mitolojideki olumsuz yönüne rağmen, ejderhalar İran halklarının tarihi boyunca bazı savaş sancaklarında kullanılmıştır.

Azhdarchid grubu pterozorlar isimlerini Farsçada "ejderha" anlamına gelen ve nihayetinde Aži Dahāka'dan gelen bir kelimeden almıştır.

Zerdüşt edebiyatında Aži Dahāka, Zerdüştlüğün en eski dini metinleri olan Avesta'daki ažilerin en önemlisi ve en uzun ömürlüsüdür. Üç ağzı, altı gözü ve üç başı olan, kurnaz, güçlü ve şeytani bir canavar olarak tanımlanır. Diğer açılardan Aži Dahāka insani niteliklere sahiptir ve asla sadece bir hayvan değildir. Avestan sonrası bir Zerdüşt metni olan Dēnkard'da Aži Dahāka, iyi kral Jam'ın (ya da Cemşid'in) tam tersi olarak, olası tüm günahlara ve kötü öğütlere sahiptir. Dahāg (Dahāka) adı, "on (dah) günaha sahip" anlamına gelecek şekilde kurnazca yorumlanmıştır.

Fars Sufi edebiyatında Rumi Mesnevi'sinde ejderhanın ruhani bir savaşta terbiye edilmesi gereken nefsi, açgözlülüğü ve şehveti sembolize ettiğini yazar.

Rüstem ejderhayı öldürüyor, Şah İsmail II'nin Şahname'sinden bir folyo, atıf. Sadegi (Beg), İran, Tebriz, MS 1576 civarı, görünüm 1 - Ağa Han Müzesi - Toronto, Kanada

Firdevsi'nin Şehname'sinde İranlı kahraman Rüstem, efsanevi atı Rakhsh'ın yardımıyla 80 metre uzunluğundaki (insan gözüne görünmeyen) bir ejderhayı öldürmek zorundadır. Rüstem uyurken ejderha yaklaşır; Rakhsh Rüstem'i uyandırmaya çalışır, ancak Rüstem ejderhayı görene kadar onu tehlikeye karşı uyaramaz. Rakhsh ejderhayı ısırır, Rostam ise başını keser. Bu, Rüstem'in Yedi İşi'nin üçüncü denemesidir.

Rüstem ayrıca Şahname'de ve diğer İran sözlü geleneklerinde, özellikle de Babr-e-Bayan efsanesinde başka ejderhaların katledilmesiyle de anılır. Bu hikâyede Rüstem henüz ergenlik çağındadır ve "Doğu "da (kaynağa bağlı olarak Hindistan ya da Çin) bir ejderhayı sönmemiş kireç ve taşlarla dolu öküz derilerini ya da zehirli bıçakları yutmaya zorlayarak öldürür. Ejderha bu yabancı nesneleri yutar ve midesi patlar, ardından Rüstem ejderhanın derisini yüzer ve derisinden babr-e bayān adı verilen bir kürk yapar. Hikâyenin bazı varyantlarında Rüstem iki gün iki gece boyunca baygın kalır ama atı Rakhsh tarafından korunur. Kendine geldiğinde bir pınarda yıkanır. Hikayenin Mandean geleneğinde, Rüstem bir kutuya saklanır, ejderha tarafından yutulur ve onu karnının içinden öldürür. Bunun üzerine Çin kralı Rüstem'e ödül olarak kızını verir.

Hindistan

Hindistan, Manipur'dan bir müzik aleti üzerinde tasvir edilen ejderha-tanrı Pakhangba'nın başı

Dört Veda'nın en eskisi olan Rigveda'da, Vedik fırtına tanrısı Indra, kuraklığı temsil eden dev bir yılan olan Vṛtra ile savaşır. Indra vajrasını (şimşek) kullanarak Vṛtra'yı öldürür ve sığır şeklinde tarif edilen yağmurun yolunu açar: "İnekleri kazandın kahraman, Soma'yı kazandın,/Yedi ırmağı akması için serbest bıraktın" (Rigveda 1.32.12). Bir başka Rigveda efsanesinde, Tvaṣṭṛ'nun oğlu üç başlı yılan Viśvarūpa inek ve atlardan oluşan bir serveti korur. İndra Viśvarūpa'yı Trita Āptya adında bir tanrıya teslim eder, o da onunla savaşıp öldürür ve sığırlarını serbest bırakır. İndra Viśvarūpa'nın başlarını keser ve sığırları Trita için eve götürür. Aynı hikâyeye Genç Avesta'da da değinilir; burada Āthbya'nın oğlu kahraman Thraētaona üç başlı ejderha Aži Dahāka'yı öldürür ve iki güzel karısını ganimet olarak alır. Thraētaona'nın adı ("suların üçüncü torunu" anlamına gelir) Aži Dahāka'nın Vṛtra gibi suları engelleyen ve kuraklığın sebebi olarak görüldüğünü gösterir.

'Gök Gürültüsü Ejderhası' olarak da bilinen Druk (Dzongkha: འབྲུག་) Bhutan'ın Ulusal sembollerinden biridir. Dzongkha dilinde Bhutan, Druk Yul "Druk Ülkesi" olarak bilinir ve Bhutanlı liderler Druk Gyalpo, "Şimşek Ejderhası Kralları" olarak adlandırılır. Druk, Tibet'te ortaya çıkan ve daha sonra Bhutan'a yayılan Drukpa Soyu tarafından bir amblem olarak benimsenmiştir.

Avrupa Folkloru

Proto-Hint-Avrupa

Bir kahramanın dev bir yılanı öldürme hikâyesi neredeyse tüm Hint-Avrupa mitolojilerinde yer alır. Çoğu hikâyede kahraman bir tür gök gürültüsü tanrısıdır. Hikâyenin neredeyse her tekrarında yılan ya çok başlıdır ya da başka bir şekilde "çokludur". Dahası, neredeyse her hikâyede yılan her zaman bir şekilde suyla ilişkilendirilir. Bruce Lincoln, Proto-Hint-Avrupa ejderha öldürme mitinin aşağıdaki şekilde yeniden yapılandırılabileceğini öne sürmüştür: İlk olarak, gök tanrıları *Tritos ("üçüncü") adında bir adama sığır verirler, adam yeryüzündeki üçüncü insan olduğu için bu şekilde adlandırılmıştır, ancak *Ngwhi adında üç başlı bir yılan onları çalar. *Tritos yılanın peşine düşer ve ona adı "adam" anlamına gelen *Hanér eşlik eder. İki kahraman birlikte yılanı öldürür ve sığırları kurtarır.

Antik Yunan ve Roma

Herakles'in Lernaea Hydra'sını öldürüşünü tasvir eden Yunan kırmızı figürlü vazo resmi, MÖ 375-340 civarı

Genellikle "ejderha" olarak çevrilen eski Yunanca kelime (δράκων drákōn, genitive δράκοντοϛ drákontos) "yılan" anlamına da gelebilir, ancak genellikle doğaüstü özelliklere sahip olan veya doğaüstü bir güç tarafından kontrol edilen bir tür dev yılanı ifade eder. Antik Yunan edebiyatında bir "ejderha "dan ilk kez İlyada'da bahsedilir; burada Agamemnon'un kılıç kemerinde mavi bir ejderha motifi ve göğüs plakasında üç başlı bir ejderha amblemi olduğu anlatılır. Boeotialı şair Hesiod tarafından MÖ yedinci yüzyılda yazılmış bir Yunan şiiri olan Teogoni'nin 820-880. satırlarında Yunan tanrısı Zeus, ateş püskürten ve birçok korkutucu hayvan sesi çıkaran yüz yılan başı olan canavar Typhon ile savaşır. Zeus yıldırımlarıyla Typhon'un tüm kafalarını yakar ve ardından Typhon'u Tartarus'a fırlatır. Homeros'un Apollon İlahisi'nde tanrı Apollon zehirli oklarını kullanarak Delphi çevresinde ölüm ve salgın hastalıklara neden olan yılan Python'u öldürür. Apollon daha sonra tapınağını oraya kurar.

Romalı şair Virgil, Culex adlı şiirinin 163-201. dizelerinde [1]bir çobanın büyük bir yılanla mücadelesini anlatırken yılanı "serpens" ve aynı zamanda "draco" olarak adlandırır, bu da onun zamanında bu iki kelimenin muhtemelen birbirinin yerine kullanıldığını gösterir.

MÖ 480-470 yıllarına ait, Athena'nın Kolkhis ejderhasının kahraman Jason'ı yutmasını izlediği kırmızı figürlü Attika kylix resmi

Hesiod ayrıca kahraman Herakles'in Lerna bataklıklarında yaşayan çok başlı bir yılan olan Lerna Hydra'sını öldürdüğünden bahseder. "Hydra" ismi Yunanca'da "su yılanı" anlamına gelmektedir. Pseudo-Apollodorus'un Bibliotheka'sına göre, Hydra'nın öldürülmesi Herakles'in On İki İşi'nden ikincisiydi. Herakles'in Hydra'yı öldürmek için hangi silahı kullandığı konusunda görüş ayrılıkları vardır, ancak MÖ altıncı yüzyılın sonlarına gelindiğinde, sopayla vurulan ya da kopan kafaların tekrar büyümesini önlemek için dağlanması gerektiği konusunda hemfikir olunmuştur. Herakles'e bu görevde yeğeni Iolaus yardım etti. Savaş sırasında dev bir yengeç bataklıktan sürünerek çıkar ve Herakles'in ayağını sıkıştırır, ancak Herakles onu topuğunun altında ezer. Hera yengeci gökyüzüne Yengeç takımyıldızı olarak yerleştirdi. Hydra'nın kafalarından biri ölümsüzdü, bu yüzden Herakles onu kestikten sonra ağır bir kayanın altına gömdü. On Birinci İşi için Herakles'in Hesperides Bahçesi'ndeki ağaçtan altın bir elma alması gerekir; bu elma, Pseudo-Apollodorus'un "Ladon" adını verdiği, hiç uyumayan devasa bir yılan tarafından korunmaktadır. Daha önceki tasvirlerde Ladon genellikle çok başlı olarak gösterilir. Pseudo-Apollodorus'un anlatımında Ladon ölümsüzdür, ancak Sophokles ve Euripides Herakles'in onu öldürdüğünü anlatır, ancak ikisi de nasıl öldürdüğünü belirtmez. Mitograf Herodorus, Herakles'in ünlü sopasını kullanarak onu öldürdüğünü belirten ilk kişidir. Rodoslu Apollonius, Argonautica adlı epik şiirinde Ladon'un Hydra'nın kanına batırılmış zehirli oklarla vurulduğunu anlatır.

Pindar'ın Dördüncü Pythian Kasidesi'nde Kolkhisli Aeëtes, kahraman Jason'a aradığı Altın Post'un "eni ve boyu elli kürekli bir gemiyi geçen" bir ejderha tarafından korunan bir çalılıkta olduğunu söyler. Jason ejderhayı öldürür ve suç ortağı Aeëtes'in kızı Medea ile birlikte Altın Post'u alıp kaçar. Bu hikâyenin en eski sanatsal temsili MÖ 480-470 yıllarına tarihlenen kırmızı figürlü bir Attika kylix'idir ve Altın Post arkasında bir ağaçta asılı dururken ve bilgelik tanrıçası Athena onu izlerken ejderhanın açık ağzından çıkarılan bitkin bir Jason'ı gösterir. Atinalı Pherecydes'ten alınan bir fragman Jason'ın ejderhayı öldürdüğünü belirtir, ancak Naupactica ve Herodorus'tan alınan fragmanlar onun sadece Post'u çalıp kaçtığını belirtir. Euripides'in Medea'sında Medea Kolkhis ejderini kendisinin öldürdüğüyle övünür. Rodoslu Apollonius'un Argonautica'sındaki hikâyenin en ünlü anlatımında Medea ejderhayı uyutarak Jason'ın Post'u çalmasına izin verir. Yunan vazo resimlerinde ejderhaya uyku ilacını sıvı halde bir phialē ya da sığ bir kaptan verdiği görülür.

Cadmus'u Ares'in ejderhasıyla savaşırken gösteren Paestan kırmızı figürlü kylix-krater (MÖ 350-340 civarı)

Teb'in kuruluş efsanesinde, Fenikeli bir prens olan Cadmus'a Apollon tarafından bir düvenin peşinden gitmesi ve düvenin yattığı yerde bir şehir kurması söylenir. Cadmus ve adamları düveyi takip eder ve düve yere yattığında Cadmus adamlarına bir pınar bulmalarını ve böylece düveyi Athena'ya kurban edebileceklerini söyler. Adamları bir pınar buldular ama pınar Tanrı Ares tarafından oraya yerleştirilmiş bir ejderha tarafından korunuyordu ve ejderha onları öldürdü. Cadmus intikam almak için ejderhanın kafasını bir taşla ezerek ya da kılıcını kullanarak onu öldürdü. Athena'nın tavsiyesine uyarak, Cadmus ejderhanın dişlerini söktü ve onları toprağa dikti. Dev savaşçılardan oluşan bir ordu ("ekilmiş adamlar" anlamına gelen spartoi olarak bilinir) dişlerden bitkiler gibi büyüdü. Cadmus aralarına taşlar fırlatarak sadece beş kişi kalana kadar birbirlerini öldürmelerine neden oldu. Ares'in ejderhasını öldürmenin bedelini ödemek için Cadmus sekiz yıl boyunca Ares'e köle olarak hizmet etmek zorunda bırakıldı. Bu sürenin sonunda Cadmus, Ares ve Afrodit'in kızı Harmonia ile evlenir. Cadmus ve Harmonia, sonunda kendileri de ejderhaya dönüşmeden önce kral ve kraliçe olarak hüküm sürdükleri Illyria'ya taşındılar.

MÖ beşinci yüzyılda Yunan tarihçi Herodot, Tarihler'inin IV. Kitabında batı Libya'da korkunç yılanların yaşadığını bildirmiş ve III. Kitapta Arabistan'ın çeşitli renklerde olan ve buhur üreten ağaçlardan hoşlanan birçok küçük, kanatlı yılana ev sahipliği yaptığını belirtmiştir. Herodot yılanların kanatlarının yarasalarınkine benzediğini ve her yerde bulunan engerek yılanlarının aksine kanatlı yılanların sadece Arabistan'da bulunduğunu belirtir. MÖ ikinci yüzyılda yaşamış Yunan astronom Hipparchus (MÖ 190 civarı - MÖ 120 civarı) Draco ("ejderha") takımyıldızını kırk altı takımyıldızdan biri olarak listelemiştir. Hipparchus takımyıldızını on beş yıldız içerecek şekilde tanımlamıştır, ancak daha sonraki astronom Ptolemy (MS 100 civarı - 170 civarı) Almagest'inde bu sayıyı otuz bire çıkarmıştır.

İtalya, Caulonia'dan bir cetus veya deniz ejderini tasvir eden Antik Yunan mozaiği

Yeni Ahit'te, Patmoslu Yuhanna tarafından yazılan Vahiy 12:3, yedi başlı, on boynuzlu, yedi taçlı ve devasa bir kuyruğu olan Büyük Kızıl Ejderha vizyonunu anlatır; bu imge Daniel Kitabı'ndaki denizden gelen dört canavar vizyonundan ve Eski Ahit'in çeşitli bölümlerinde anlatılan Leviathan'dan açıkça esinlenmiştir. Büyük Kızıl Ejderha "güneşin üçte birini... ayın üçte birini ve yıldızların üçte birini" gökyüzünden atar ve Kıyamet Kadını'nın peşine düşer. Vahiy 12:7-9 şöyle der: "Ve gökte savaş başladı. Mikail ve melekleri Ejder'e karşı savaştılar. Ejder ve melekleri karşı koydularsa da yenildiler ve artık cennette onlara yer kalmadı. Büyük Ejderha aşağı atıldı, Şeytan ve İblis olarak adlandırılan o eski yılan, tüm dünyayı kandıran - yeryüzüne atıldı ve melekleri de onunla birlikte aşağı atıldı." Ardından gökten "Suçlayıcı "nın (ho Kantegor) yenilgisini müjdeleyen bir ses yükselir.

MS 217'de Flavius Philostratus, Tyana'lı Apollonius'un Hayatı'nda (II,17 ve III,6-8) Hindistan'daki ejderhaları (δράκων, drákōn) tartışmıştır. Loeb Classical Library çevirisinde (F.C. Conybeare tarafından) (III,7) "Çoğu bakımdan dişler en büyük domuz dişlerine benzer, ancak daha ince yapılı ve bükülmüştür ve köpekbalığı dişleri kadar aşınmamış bir uca sahiptir" denmektedir. Claudius Aelianus'un Hayvanlar Üzerine adlı bir kitap koleksiyonuna göre, Etiyopya'da filleri avlayan ve en dayanıklı hayvanlarınkine rakip bir yaşam süresiyle 180 fit (55 m) uzunluğa ulaşabilen bir ejderha türü yaşıyordu.

Klasik sonrası Germen

İsveç'te bir kaya üzerinde Völsunga destanını resmeden, yaklaşık 1030 tarihli Ramsund oymasının çizimi. (5)'te Sigurd kılıcını Fafnir'in alt tarafına saplar.

Şiirsel Edda'daki Eski Nors şiiri Grímnismál'da ejderha Níðhöggr, dünya ağacı Yggdrasil'in köklerini kemirirken tasvir edilir. İskandinav mitolojisinde Jörmungandr, Miðgarð'ın etrafındaki denizde tüm krallığı çevreleyen dev bir yılandır. On üçüncü yüzyıl İzlandalı mitografi yazarı Snorri Sturluson tarafından yazılan Prose Edda'daki Gylfaginning'e göre, İskandinav gök gürültüsü tanrısı Thor bir keresinde dev Hymnir ile birlikte bir tekneyle dış denize açılmış ve yem olarak bir öküz başı kullanarak Jörmungandr'ı avlamıştır. Thor yılanı yakalamış ve kafasını sudan çıkardıktan sonra çekici Mjölnir ile onu parçalamıştır. Snorri darbenin ölümcül olmadığını belirtir: "ve insanlar onun kafasını deniz yatağına vurduğunu söylerler. Ama sanırım size söyleyeceğim gerçek, Miðgarð Yılanı'nın hâlâ yaşadığı ve etrafındaki denizde yattığıdır."

Eski İngiliz epik şiiri Beowulf'un sonlarına doğru, bir köle uyuyan bir ejderhanın hazinesinden bir kadeh çalar ve ejderhanın uyanmasına ve kırsal kesimde yıkıma yol açmasına neden olur. Şiire adını veren kahraman, ileri yaşta olmasına rağmen ejderhayla tek başına yüzleşmekte ısrar eder, ancak Beowulf'un yanında getirdiği on iki savaşçıdan en genci olan Wiglaf, savaşta kralına eşlik etmekte ısrar eder. Beowulf'un kılıcı savaş sırasında kırılır ve ölümcül şekilde yaralanır, ancak Wiglaf onu kurtarmaya gelir ve ejderhayı öldürmesine yardım eder. Beowulf ölür ve Wiglaf'a ejderhanın hazinesinin, krallarının yardımına gelmeyen korkak savaşçılarla paylaşılmak yerine gömülmesi gerektiğini söyler.

Eski İskandinav Völsunga destanında kahraman Sigurd, ejderha Fafnir'i yaşadığı mağara ile suyunu içtiği pınar arasında bir çukur kazarak yakalar ve onu alt tarafından bıçaklayarak öldürür. Odin'in tavsiyesi üzerine Sigurd, Fafnir'in kanını emer ve içer, bu da ona kuşların dilini anlama yeteneği kazandırır; kuşlar, akıl hocası Regin'in Fafnir'in tüm hazinesini kendine saklayabilmek için ona nasıl ihanet etmeyi planladığını konuşurken işitir. Uyuyan bir ejderhayı gizlice geçmeye ve hazinesinin bir kısmını çalmaya çalışan bir kahraman motifi, birçok Eski İskandinav destanında yaygındır. On dördüncü yüzyıl Flóres destanı konungs ok sona hans, uyuyan bir ejderhanın yanından gizlice geçerken onu uyandırmamak için aktif bir şekilde endişelenen bir kahramanı anlatır. Yngvars destanı víðförla'da, kahraman uyuyan birkaç ejderhadan hazine çalmaya çalışır, ancak yanlışlıkla onları uyandırır.

Klasik sonrası Batı

Monmouthlu Geoffrey'nin Britanya Krallarının Tarihi adlı eserinden Kırmızı ve Beyaz Ejderhaların savaşını gösteren on beşinci yüzyıl el yazması illüstrasyon

Modern, batılı ejderha imgesi, klasik Greko-Romen edebiyatının yılana benzeyen ejderhaları, İncil'de korunan Yakın Doğu Avrupa ejderhalarına yapılan atıflar ve Batı Avrupa halk geleneklerinin birleşimiyle Orta Çağ boyunca Batı Avrupa'da gelişmiştir. On birinci ve on üçüncü yüzyıllar arasındaki dönem, Avrupa'nın canlı yaratıklar olarak ejderhalara olan ilgisinin zirvesini temsil eder. On ikinci yüzyılda yaşamış Galli keşiş Monmouthlu Geoffrey, Historia Regum Britanniae adlı eserinde çocuk peygamber Merlin'in Romano-Kelt savaş lordu Vortigern'in Anglosaksonlardan korunmak için Snowdon Dağı'nda bir kule inşa etmeye çalıştığına, ancak kulenin sürekli yerin dibini boyladığına tanık olduğu ünlü bir efsaneyi anlatır. Merlin, Vortigern'e inşa ettiği temelin altında, içinde iki ejderhanın uyuduğu bir havuz olduğunu bildirir. Vortigern havuzun boşaltılmasını emreder ve hemen savaşmaya başlayan bir kırmızı ejderha ile bir beyaz ejderha ortaya çıkar. Merlin, İngiltere'nin Galler'i fethini simgeleyen beyaz ejderhanın kırmızıya karşı zafer kazanacağına dair bir kehanette bulunur, ancak kırmızı ejderhanın sonunda geri döneceğini ve beyaz olanı yeneceğini ilan eder. Bu hikâye on beşinci yüzyıl boyunca popülerliğini korumuştur.

MS 1260 civarına tarihlenen bir ortaçağ el yazması olan MS Harley 3244, tamamen modern, batılı bir ejderhanın tanınabilir en eski görüntüsünü içerir.

Tamamen modern, batılı bir ejderhanın tanınabilir en eski görüntüsü, MS 1260 civarında üretilen MS Harley 3244 adlı ortaçağ el yazmasındaki elle boyanmış bir illüstrasyonda görülmektedir. Resimdeki ejderhanın iki kanadı vardır ve kuyruğu modern ejderha tasvirlerinin çoğundan daha uzundur, ancak aynı ayırt edici özelliklerin çoğunu açıkça sergilemektedir. Ejderhalar genellikle nehirlerde yaşarken ya da bir yeraltı inine veya mağaraya sahipken tasvir edilir. Açgözlü ve obur olarak tasavvur edilirler, doymak bilmez iştahları vardır. Vahiy Kitabı'nda Şeytan'dan bir "ejderha" olarak bahsedilmesi nedeniyle genellikle Şeytan ile özdeşleştirilirler. On üçüncü yüzyılda Latince yazılmış olan Altın Efsane, Diocletianus Zulmü sırasında inancı uğruna işkence gördükten sonra hücresine geri atılan bakire bir şehit olan Antakyalı Azize Margaret'in hikâyesini anlatır. Margaret'in korkunç bir ejderhayla karşı karşıya kaldığı, ancak haç işareti yaptığı ve ejderhanın ortadan kaybolduğu söylenir. Hikayenin bazı versiyonlarında, aslında ejderha tarafından canlı canlı yutulur ve ejderhanın midesinde haç işareti yaptıktan sonra zarar görmeden çıkar.

Verona'dan Aziz George'un ejderhayı öldürdüğü, yaklaşık 1270 yılına tarihlenen el yazması illüstrasyon

Aziz George ve Ejderha efsanesine MS altıncı yüzyıl kadar erken bir tarihte atıfta bulunulabilir, ancak efsanenin en eski sanatsal temsilleri on birinci yüzyıla aittir ve ilk tam anlatımı on birinci yüzyıla ait bir Gürcü metninde yer almaktadır. Altın Efsane'deki hikâyenin en ünlü versiyonuna göre bir ejderha Libya'daki Silene kasabasının koyunlarını yağmalamaya devam etmiştir. Genç bir çobanı yedikten sonra, halk her sabah ejderhanın yaşadığı gölün yanına kurban olarak iki koyun bırakarak onu yatıştırmak zorunda kalmıştır. Sonunda ejderha tüm koyunları yemiş ve insanlar ona kendi çocuklarını sunmaya başlamak zorunda kalmışlar. Bir gün kurada kralın kendi kızı çıkmış ve kralın yalvarmalarına rağmen gelin gibi giydirilerek yenmek üzere gölün kenarındaki bir kayaya zincirlenmiş. Sonra Aziz George gelmiş ve prensesi görmüş. Ejderha onu yemeye geldiğinde, mızrağını ona saplamış ve haç işareti yaparak ve prensesin kuşağını boynuna bağlayarak onu bastırmış. Aziz George ve prenses, artık delirmiş olan ejderhayı kasabaya götürdüler ve George, kasaba halkı Hıristiyanlığı kabul ederse ejderhayı öldüreceğine söz verdi. Tüm kasaba halkı din değiştirir ve Aziz George kılıcıyla ejderhayı öldürür. Bazı versiyonlarda Aziz George prensesle evlenir, ancak diğerlerinde gezinmeye devam eder.

Gargoyleler, bazen ejderhaya benzeyen ve başlangıçta binalarda su püskürten olarak kullanılan oyma taş figürlerdir. Ortaçağ gargoylunun öncülleri antik Yunan ve Mısır tapınaklarında bulunabilir, ancak Ortaçağ boyunca onları açıklamak için birçok fantastik hikaye icat edilmiştir. Bir ortaçağ Fransız efsanesine göre, eski zamanlarda La Gargouille olarak bilinen korkunç bir ejderha Seine nehrinde sellere neden olup gemileri batırıyordu, bu nedenle Rouen kasabası halkı ejderhanın açlığını yatıştırmak için her yıl bir kez ona insan kurban ediyordu. Daha sonra, MS 600 civarında Romanus adında bir rahip, eğer halk bir kilise inşa ederse onları ejderhadan kurtaracağına söz verdi. Romanus ejderhayı öldürdü ve kesik başı ilk gargoyle olarak şehrin duvarlarına monte edildi.

Ortaçağ hanedanlık armalarında ejderhalar öne çıkar. Uther Pendragon'un kraliyet armasında arka arkaya duran kırmızı taçlı iki altın ejderha olduğu söylenir. Başlangıçta, hanedan ejderhalarının herhangi bir sayıda bacağı olabilirdi, ancak Orta Çağ'ın sonlarında, hayvanat bahçelerinin yaygınlaşması nedeniyle, hanedanlık armaları "ejderha" (sadece tam olarak dört bacağı olabilir) ve "wyvern" (sadece tam olarak iki bacağı olabilir) arasında ayrım yapmaya başladı. Efsanelerde, wyvernler kötülük, kıskançlık ve salgın hastalıkla ilişkilendirilir, ancak hanedanlık armalarında Şeytan'ın ve şeytani güçlerinin zulmünü devirmek için sembol olarak kullanılırlar. Geç ortaçağ hanedanlık armaları "cockatrice" olarak bilinen drakonik bir yaratığı da ayırt etmiştir. Cockatrice'in bir horozun gübreliğe bıraktığı yumurtadan bir yılanın çıkmasıyla doğduğu varsayılır ve o kadar zehirlidir ki, hem nefesi hem de bakışları, cockatrice'in ölümcül düşmanı olan gelincik hariç, her canlı için öldürücüdür. Basilisk, kuyruğunun ucunda ejderha başı olan bir yılandır ve bir kurbağanın dokuz yaşındaki bir kakadu tarafından bir çöplüğe bırakılan yumurtadan çıkmasıyla doğar. Cockatrice gibi onun da parıltısının ölümcül olduğu söylenir.

Klasik sonrası Doğu

Zmey Gorynych, Rus folklorundan üç başlı bir ejderha.
Sebastian Münster'in Cosmographie Universalis (1544) adlı eserinden Wawel Ejderhası illüstrasyonu.

Arnavut mitolojisi ve folklorunda stihi, ljubi, bolla, bollar, errshaja ve kulshedra yılan ejderhalar olarak tanımlanan mitolojik figürlerdir. Su ve khtonik şeytani bir yılan olan bolla'nın, bir insan tarafından görülmeden uzun yıllar yaşaması halinde dört farklı evreden geçerek metamorfoz geçirdiğine inanılır. Bollar ve errshaja ara aşamalardır, kulshedra ise nihai aşamadır ve insanlığa karşı kuraklık, fırtına, sel, deprem ve diğer doğal felaketlere neden olan çok başlı ateş püskürten devasa bir dişi yılan olarak tanımlanır. Genellikle yarı insan kanatlı ilahi bir kahraman ve insanların koruyucusu olan bir drangue tarafından savaşılır ve yenilir. Şiddetli fırtınaların onların savaşlarının sonucu olduğu düşünülür.

Slav mitolojisinde ejderhaları tanımlamak için "zmey", "zmiy" veya "zmaj" kelimeleri kullanılır. Bu sözcükler Slav dilinde "yılan" anlamına gelen ve normalde dişil olan (Rusça zmeya gibi) sözcüklerin eril biçimleridir. Romanya'da Slav ejderhasından türetilen ve zmeu olarak adlandırılan benzer bir figür vardır. Sadece Polonya ve Belarus folklorunda ve diğer Slav folklorlarında ejderha (çeşitli şekillerde) смок, цмок veya smok olarak da adlandırılır. Güney Slav folklorunda aynı şey lamya (ламя, ламjа, lamja) olarak da adlandırılır. Diğer Avrupa ejderhalarına oldukça benzemekle birlikte, Slav ejderhalarının kendine özgü özellikleri vardır.

Rus ve Ukrayna folklorunda Zmey Gorynych, her biri keçi benzeri ikiz boynuzlar taşıyan üç başlı bir ejderhadır. Ateş püskürttüğü ve sülfür koktuğu söylenir. Güneş tutulmalarının Gorynych'in güneşi geçici olarak yutmasından kaynaklandığına inanılırdı. Bir efsaneye göre, Gorynych'in amcası, çarın kızını kaçıran ve onu Ural Dağları'ndaki kalesine hapseden kötü büyücü Nemal Chelovek'ti. Birçok şövalye onu kurtarmaya çalıştı, ancak hepsi Gorynych'in ateşiyle öldürüldü. Sonra Moskova'da Ivan Tsarevich adında bir saray muhafızı iki karganın prenses hakkında konuştuğunu duydu. Çar'a gitmiş, Çar da ona sihirli bir kılıç vermiş ve gizlice kaleye girmiş. Chelovek bir dev şeklinde Ivan'a saldırdığında, kılıç Ivan'ın elinden beklenmedik bir şekilde uçtu ve onu öldürdü. Sonra kılıç Gorynych'in üç kafasını birden kesti. İvan prensesi çara geri götürmüş, çar da İvan'ı asilzade ilan etmiş ve prensesle evlenmesine izin vermiş.

Popüler bir Polonya halk hikâyesi olan Wawel Ejderhası efsanesi ilk olarak 1190-1208 yılları arasında yazılmış olan Wincenty Kadłubek'in Chronica Polonorum adlı eserinde kaydedilmiştir. Kadłubek'e göre ejderha, Kral Krakus döneminde ortaya çıkmış ve her hafta belirli sayıda sığırla beslenmeyi talep etmiştir. Eğer köylüler yeterli sayıda sığır sağlayamazlarsa, ejderha sağlayamadıkları sığır sayısı kadar köylüyü yiyecekti. Krakus oğullarına ejderhayı öldürmelerini emretti. Onu elle öldüremedikleri için ejderhayı kandırarak içi yanan kükürtle dolu dana derilerini yemesini sağladılar. Ejderha öldükten sonra küçük kardeş ağabeyine saldırıp onu öldürmüş ve eve dönüp tüm zaferi kendi üzerine almış, babasına da ağabeyinin ejderhayla savaşırken öldüğünü söylemiş. Küçük kardeş, babası öldükten sonra kral oldu, ancak sonunda sırrı ortaya çıktı ve sürgüne gönderildi. On beşinci yüzyılda Jan Długosz hikâyeyi Kral Krakus'un ejderhayı öldüren kişi olduğu şeklinde yeniden yazmıştır. Hikâyenin Marcin Bielski tarafından anlatılan bir başka versiyonunda ise ejderhayı öldürme fikri zeki kunduracı Skuba'nın aklına gelir. Bielski'nin versiyonu şu anda en popüler olanıdır.

Modern tasvirler

J. R. R. Tolkien'in 1937 tarihli yüksek fantezi romanı Hobbit'teki ejderha Smaug'un David Demaret tarafından yapılmış modern hayran illüstrasyonu

Ejderhalar ve ejderha motifleri modern edebiyatın birçok eserinde, özellikle de fantezi türünde yer almaktadır. On sekizinci yüzyıl gibi erken bir tarihte Denis Diderot gibi eleştirel düşünürler ejderhalar hakkında çok fazla edebiyat eseri yayınlandığını iddia ediyorlardı: "Kitaplarda zaten çok fazla ejderha hikayesi var". Lewis Carroll'un klasik çocuk romanı Aynanın İçinden'de (1872) yer alan şiirlerden biri, bir tür ejderha olan Jabberwock'u anlatır. Carroll'ın çizeri ünlü politik karikatürist John Tenniel, Jabberwock'u, Carroll'ın kendisi gibi Viktorya dönemindeki bir üniversite hocasının yeleği, dişleri ve miyop gözleriyle mizahi bir şekilde göstermiştir. Komedi çocuk fantezisi eserlerinde ejderhalar genellikle sihirli bir peri masalı yardımcısı rolünü üstlenirler. Bu tür eserlerde, geleneksel olarak tasvir edildikleri gibi korkutucu olmak yerine, ejderhalar zararsız, yardımsever ve insanlardan daha aşağı olarak temsil edilirler. Bazen insanlarla temas halinde ya da sadece ejderhalardan oluşan izole topluluklar halinde yaşarken gösterilirler. On dokuzuncu yüzyılın sonlarında ve yirminci yüzyılın başlarında popüler olsa da, 1960'lardan sonra daha ciddi çocuk edebiyatına olan talep nedeniyle "bu tür komik ve pastoral hikayeler" giderek seyrekleşmeye başladı.

En ikonik modern ejderhalardan biri J. R. R. Tolkien'in klasik romanı Hobbit'teki Smaug'dur. Ejderhalar ayrıca J. K. Rowling'in çok satan Harry Potter serisi çocuk romanlarında da yer almaktadır. Ejderhaların tasvir edildiği diğer önemli eserler arasında Anne McCaffrey'nin Pern'in Ejderha Avcıları, Ursula K. Le Guin'in Yerdeniz Döngüsü, George R. R. Martin'in Buz ve Ateşin Şarkısı serisi ve Christopher Paolini'nin Miras Döngüsü sayılabilir. Sandra Martina Schwab şöyle yazıyor: "McCaffrey'nin Pern romanları ve 2002 yapımı Reign of Fire filmi gibi birkaç istisna dışında, ejderhalar bilim kurgunun daha teknolojik dünyasından ziyade fantastik edebiyatın ortaçağ ortamına daha çok uyuyor gibi görünüyor. Gerçekten de, fantezinin amblemi olarak adlandırılmışlardır. Kahramanın ejderhaya karşı mücadelesi onun erkekliğini vurgular ve kutlarken, revizyonist ejderha ve ejderha öldürme fantezileri genellikle geleneksel cinsiyet rollerinin altını oyar. Çocuk edebiyatında dost ejderha, çocuğun korkularıyla mücadelede güçlü bir müttefik haline gelir." Popüler rol yapma oyun sistemi Dungeons & Dragons (D&D) ejderhaları yoğun bir şekilde kullanmaktadır.

Paleontolojideki son keşiflerden sonra, kurgusal ejderhalar bazen ön ayakları olmadan, ancak (yerdeyken) pterozorların yaptığı gibi arka ayakları ve kanatlarının bilekleri üzerinde yürürken temsil edilmektedir: örneğin (Game of Thrones'ta) ve (filmdeki gibi Smaug).

Türk kültüründe "Evreğen"

Türk mitolojisinde “Evreğen” olarak bilinen varlık söylencesel dev bir sürüngendir. Kanatlıdır, korkunç bir görünümü vardır. Bazen devasa bir yılandır. Yeraltındaki mağarada yaşar ve orada bulunan hazineyi korur. Sularda veya ormanda yaşadığı da anlatılır. Bazen ateşin içinde barınır. Ağzından ateş saçar. Kuraklığın ve ölümün simgesidir. Masallarda suyun önünü keser ve bırakmak için karşılığında kurban ister. Su yaşam demektir, dolayısıyla onu kendi denetimine alarak yaşama sahip olacaktır. Bir başka açıdan bakıldığında susuz bıraktığı yeryüzüne ölüm ve kaos getirir. Öteki taraftan bunları elinde bulundurduğu için aynı zamanda bereketi refah ve güç simgesidir. Altay inanışlarında Bükrek (Bukra) adlı iyicil bir ejderha ile Sangal adlı kötücül bir ejderin birbirleriyle yaptıkları savaşlar anlatılır.

"Kainat, acun, var olan her şeyin tümü" gibi anlamlarda kullandığımız evren sözcüğü de etimolojik olarak kökenini ejderha figüründen almaktadır. Türk mitolojisinde dünyanın bir ya da daha fazla ejderha tarafından döndürüldüğü yani "evrildiği" düşünülürdü. Bu ejderhaya da "eviren" denirdi. Daha sonra "i" harfi düşmüş ve sözcük "evren" halini almıştır. Değişik Türk topluluklarında tarih içerisinde Abran / Abrağan / Awrağan / Avrağan / Evreğen / Ewreğen / Ebreğen / Ebren/ Evren şeklinde sıralanabilecek uzun bir dönüşüm zinciri hep Ejderha, Yeraltı Canavarı, Yeraltı Denizi Yılanı, Yeraltı Ejderhası gibi anlamları içerir.

Türk mitolojisi ve sanatında da büyük yer tutmuştur. Bu efsanevi hayvan, gök ve yer-su unsurlarına bağlı olarak geniş bir uygulama alanı bulmuştur. Türklerde özellikle erken dönemlerde bereket, refah, güç ve kuvvet simgesi olarak kabul edilmiş bu efsanevi yaratık, Ön Asya kültürleriyle ilişkiye geçildiğinde bu anlamları zayıflamış ve daha çok alt edilen kötülüğün simgesi olmuştur. Çin kaynaklarından Shih-chi ve Hou-han-shu' da gök ve yer ibadetlerinden bahsedilirken hunların bir ejder festivali düzenlediğinden söz edilir. Hsiung-nu'ların merkezlerinin ejder şehri olarak anılışı da belki eskiden bazı Türk toplulukları arasında ejder kültünün varlığını ortaya koyuyor. Türk kozmolojisinde yer ejderi ve gök ejderinden söz edilir. İnanışa göre yer altında ya da derin sularda bulunan yer ejderi bahar dönümünde yerin altından çıkıyor, pullar ve boynuzları oluşarak gökyüzüne yükseliyor, bulutların arasına karışıyordu. Böylece yağmur yağmasını sağlayarak bereket ve refahın oluşmasına katkıda bulunuyordu.

Evren kelimesi, "evrilmek" sözcüğüyle bağlantılıdır. Döndürmek, çevirmek, kıvranmak gibi anlamlar içerir. Evren (kainat) aslında bir ejderhadır, tıpkı ejderha gibi evren de büyük ve insanüstüdür. İnsan aklıyla bütün niteliklerini anlamak mümkün değildir. Tıpkı kainat gibi evrilmekte (dönüşüm geçirmekte) ve büyüyüp genişlemektedir. Ever (Eski Moğolcada Ebher), Moğolcada boynuz demektir ve ejderhaların boynuzlarının olduğu yaygın bir inanıştır. Tunguz dilinde Üre sözcüğü yılan veya ejderha anlamı taşır. Tunguzcanın Ulça lehçesinde ise Vere sözcüğü aynı anlama gelir.